Yazan: admin | 12 Aralık 2009 | Kategoriler: Ortaçağ tarihi, Tarih
Etiketler: evlilik, kilise, Ortaçağ
Nasıl bizde iki bayram arasında evlenmek, geleneklere uygun düşmezse, Ortaçağ ‘da , Katolik kilisesinin etkisi altında bulunan ülkelerde de yılın belli dönemlerinde evlenmeyi engelleyen yasaklar vardı. Zaten, evlenmeye kalkışan kimse, karşısında her şeyden önce kiliseyi bulurdu. Söz kesiminde de, nişanda da, nikâhta da ! Hele eşinden ayrılmayı kafasından geçirmeye görsün : kilise yine karşısına dikilir , böyle bir girişimde bulunduğu için ona dünyayı dar ederdi.
Erkeklerin ondört, kız çocuklarının da oniki yaşından küçük, evlenmelerini yasaklayan, yine kiliseydi. Papazlar sorup soruştururlar, eğer bir bit yeniği olduğunu sezerlerse, o evliliğin gerçekleşmesine asla izin vermezlerdi. İzin verilmeyen evlilliklerin başında da , para karşılığı yapılaran evlilikler gelirdi. Ne var ki, babalar, kızlarını, evlendirmek için zengin drahoma hazırlamak zorundalardı.
evlenme töreleri, genellikle bugünkülerle hemen hemen aynıydı. Önce kızın ailesiyle söz kesilir, arkasından nişan yapılır sonra da nikâh kıyılırdı. Tabii hepsi de papazların kontrolü altında…
Düğün sahipleri zenginse, birkaç domuz kesilir, kilerde ne varsa çıkartılıp tencerelere konur, mahzenden şarap fiçıları açılırdı. Ev sahibinin kudretine göre, tavuklar, kazlar kesilir, kadınlar kolları sıvayarak düğün ziyafetinde sunulacak yemeklerin hazırlığına girişilirdi.
Hepsi hoş, hepsi güzeldi de, düğünden kısa bir süre sonra genç evliler arasnıda ufaktan ufağa sürtüşmeler, münakaşalar, sonra da kavgalar başlamakta gecikmezdi. XV. Yüzyıl ‘da yazılmış bir Fransız kitabında aynen şu satırlara rastlanır :
” … Bir evde , tahammül edilmesi imkânsız üç şey vardır : Ocaktan içeriye yayılan duman, ahırdan gelip mutfağa üşüşen sinekler ve öfkeli bir kadın . “
Kitapta daha ilgi çekici satırlara da rastlanıyor. Örneğin ” Evli bir kadın, duvar saatine benzer. Hiç sesi kesilmediği yetmiyormuş gibi saat başlarında da bağırır , durur ! “
Aynı kitapta yer yer eğlendirici, ama çoğu zaman ibret verici satırlar da var : ” Delikanlıyken neşeli olan, türkü söyleyen, giyimine dikkat eden saçını tarayan gençler, evlendikten sonra tanınmaz hale gelir. Elbisesi sökük, ayakkabıları çamur içindedir. İçinden saçlarını taramak gelmez, üstelik bir karış sakalla dolaşır. Karısına söz söylemek ne haddine ! Evinden kaçar, içinden dükkânından ya da tarlasından evine dönmek gelmez. Bir kadın, kocasına işkence etmek için bin türlü çare bulur. Hiçbir şey bulamazsa, aynı sözü on kere söyler ki, bu da insanı çileden çıkartmaya yeter. Adamcağız şarap mı içmek istiyor ? Bardağına kiraz rakısı doldurur. Adamcağız, yorgun argın geldiğinde, şöyle bir kestirerek şekerleme mi yapmak istiyor ? Yeni elbiseler alması için zavallıyı sıkıştırır durur. Kavga çıktığı zaman dakomşu evine kaçan, mahalleyi gürültüye boğan yine kadın olur. ”
Öte yandan Türk toplumu, islamiyet’in etkisi altında olduğu için, evlenme ve boşanma, Şeriat hükümlerine göre yapılırdı. Birden çok kadınla evlenme esası, erkeklere isterse dört kadınla birden evlenme olanağını sağlıyordu. Selçuklu toplumunda öteki İslam toplumlarında olduğu gibi cariye ile de evlenmek âdeti vardı.
Bir kadını nikâhı altına almak isteyen erkeğin onun ailesine bugün birçok yerde olduğu gibi, ” Başlık ” adı altında bir para vermesi gerekiyordu ki, yeni açılan ev için birçok ihtiyaçlar karşılanabilsin. Bazı hallerde bu 50.000 dinara kadar yükselebiliyordu.
Evlilik çağına gelmiş kızlar da giyim, mutfak eşyası ve ev öteberisi olarak çeyiz hazırlamak zorundaydı. Kimsesiz ya da fakir kızların çeyizlerinin hazırlanmasında konu, komşu yardım eder , bulup buluşturulup çeyizin hazırlanmasına çalışılırdı. Boşanmaya gelince, şeriat hükümlerine göre koca arzu ettiği zaman karısını boşayabilirdi. Kadınsa onun boşanma talep etmeye hakkı yoktu. Kadının şu ya da bu nedenle eşinden ayrılmak hakkını elde etmesi , ancak yüzyıllar sonra gerçekleşebilmiştir.
Öncelikle bu yararlı bilgi için teşekkür ederim. site içinde çok yaralı bilgiler var hazırlayanların ellerine sağlık.
Bence herkes okumalı ve geçmişten ders almalı. Evliliklerin muhasebesi bu yazıyla yapılabilir.
İyi de, İslam’da birden çok kadınla evlenme esasını kim getirmiş. Allah (c.c.) “Sizin için hayırlı olanı bir eşdir.” diyor. Siz kafanızdan çok eşliliği esas haline getiriyorsunuz. Ayrıca başlık adı altında verilen paranın da şeriat hükümleri ile hiç bir ilgisi, alakası bulunmamaktadır. Müslüman Türk halkının İslamı bilmeyen kısmına duyurulur.
iyide islamiyette 4 kadınla evlenme savaşta eşlerini kaybetmiş kadınlar için geçerliydi.dul kalanlar için.kötü yola düşmemeleri için sahip çıkılırdı.günümüzde bu geçerli değil.Peki papazların ortaçağda ve hatta günümüzde genç kızlara neler yaptıklarını biliyormusunuz?http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=26327 – http://diyalogcu.wordpress.com/2008/05/07/subyanci-papazlar-hiristiyanlik-papa-kilise-sapik-papazlar/
3. sıradaki yoruma sonuna kadar katılmakla birlikte şunuda belirtmekte fayda görüyorum . Kadının ‘o yada bu nedenle boşanamaması’ durumu söz konusu değildir. Devlete başvurulduğu taktirde yargı makamı gereği görülürse boşayacaktır çiftleri.
Ayrıca orta çağ’da avrupa toplumunda evlenme çok sade ve çekici anlatılmış. Halbuki orta çağda avrupa dünyayı takip edemeyecek kadar sefil durumdaydı. Bu yüzden ahlak kavramını umursamayan bir toplumu içinde barındırmıştır ve asla belli bir düzene bağlı düğünler yapılamamıştır. Kadınların insan olup olmadığı tartışılırken ve yine aynı kadınlar şeytan olabilir endişesiyle diri diri yakılırken avrupalı erkek nikah nişan gibi bir çabalara girmeyecektir . Çok farklı yollarla hayvanlaştırdıkları kadınlara sahip olacaklardır.
İşte buda yazar arkadaşımıza bir ders olur belki. Avrupa sempatizanları önce tarih öğrenmeliler. . .