Yazan: admin | 01 Kasım 2009 | Kategoriler: Tarih
Osmanlı saray kadınlarının devlet işlerinde etkili olmaları Kanuni Sultan Süleyman devrinde başlar. Hünkârın sevgili zevcesi Hürrem Sultan ve sevgili kızı Mihrimah Sultan, bu işe öncülük etmişlerdir.
Kanuni’nin ilk oğlu Mustafa, ilk gözdesi Mahidevran’dan doğmadır. Hürrem Sultan padişah üzerinde nüfuz kurduktan sonra bu kadını saraydan uzaklaştırtmış ve Şehzade Mustafa’nın Sancakbeyi olarak bulunduğu Manisa’ya göndertmiştir.
Yine Hürrem Sultan, kızı mihrimah Sultan’ın kocası Rüstem Paşa’nın yükselmesinde ve Sadrazamlığa kadar çıkmasında etkili bir rol oynamıştır. Bu üç kişi, aralarında birlik kurarak tahtı Hürrem’in oğlu Şehzade Bayezit’e sağlamak için Şehzade Mustafa’nın kuyusunu kazmışlar ve sonunda idamına sebep olmuşlardır. Lâkin , bu hal öbür Şehzade Selim ve taraftarlarının harekete feçmelerine sebep olmuş, Bayezit, çevrilen dolaplara kapılıp kardeşinin üzerine yürümüşse de karşısında devlet kuvvetlerini bulmuş, yenilerek İran’a iltica etmiş ve Kanuni’nin baskı ve tehditleri karşısında Tahmasp Şah’ın emriyle dört oğluyla birlikte burada idam edilmiştir.
SARAYDA BİR VENEDİKLİ GÜZEL
2. Selim ‘in sekiz yıl süren saltanatından sonra yerine geçen oğlu III.Murat ‘ın ilk zamanlarında kadınlar saltanatının temsilcisi, daha II. Selim devrinde kudret ve nüfuz kazanan annesi Nurbanu Sultan’dır. Ancak, bir süre sonra bu mevkiini 3. Murat’ın şehzadeliğinden beri derin bir aşkla sevdiği eşi Safiye Sultan’a ( Venedikli Bafa ) kaptırmıştır.
14. Osmanlı padişahı olup 14 yaşında tahta çıkan ve 14 yıl sonra ölen 1. Ahmet devrinde nüfuzlu bir kadın görülmüyor. 1. Ahmet, Fatih tarafından Osmanlı devlet anayasasına konulan meşhur hükme uymayarak kardeşi Mustafa’yı öldürtmemiş ve böylece kendisinden sonra tahta çıkmasını sağlamıştır.
IV. Murat devrinde de kadınların devlet idaresinde tesiri görülmez. Sultan İbrahim ise, hikahla alıp şerefine parlak bir düğün düzenlediği için “Telli Haseki “ diye anılan Hümaşah Sultan’a pek tutkun olduğundan sarayın tek hakimi o oldu. Şımarık Haseki, eski padişah ve Sultan İbrahim’in ağabeyisi 4. Murat ‘ın kızlarını hizmetçi gibi kullandı, kendisine karşı çıkmak isteyen padişahın annesi Mahpeyker Kösem Valide Sultan’ı bile bir süre saraydan uzaklaştırdı. Ancak, bu padişahın hal’i ve idamı üzerine mevkiini kaybedip hakaretlerle, eski saraya sürülerek orada unutuldu gitti.
Tahta çıkan yeni padişah IV. Mehmet ise, henüz yedi yaşındaydı ve bütün kudret ve nüfuz, büyük annesi Kösem Valide Sultan’da toplanmış bulunuyordu. Öyle ki, adeta padişah o idi. Sadrazamların ve öbür büyük devlet memurlarının azli ve tayini onun elindeydi. Yeniçeri Ocağı’na da dayanarak bir taraftan memleketi istediği gibi idare ediyor ; bir taraftan ise küpünü iyice doldurmaya bakıyor, başta ocağın ileri gelen ağaları bulunduğu halde öbür yardımcıları ve yakın ağaları da bu alanda onunla yarışıyorlardı.
İşte, bu sırada kensine bir rakip peyda oldu. Padişahın annesi Haseki Hadice Turhan Sultan.
Turhan Sultan, aslen Ukraynalı’ydı ve 1639 yılında, yani Sultan İbrahim’in padişah olduğu sene Kırım Tatarları’na esir düşüp saraya takdim olunmuştu . O sırada on iki yaşında bulunuyordu. İki yıl sonra da padişaha sunularak hasekiler arasına girdi. Seçkin güzelliği yanında zekası ve işvesiyle de genç padişahı kısa zamanda büyüledi.
Sultan İbrahim, tahta çıktığı zaman Osmanoğulları’nın hayatta bulunan tek erkek evladıydı ve tahtın varisi yoktu. Herkes, dört gözle bir veliaht bekliyordu. İşte, bunu doğurmak da Turhan Sultan’a nasip oldu.
Şehzade Mehmet doğduğu zaman adeta yer yerinden oynadı ve bu olay bütün yurtta pek parlak şekilde kutlandı. Turhan Sultan ‘ın da itibarı arttı. Ancak, günde yirmiden fazla cariye eliş düşüp kalkar hale gelmiş olan seks düşkünü Sultan ibrahım, onu kısa zamanda unutup gitti. Hele ilk ikisi yaşayacak ve ileride IV. Mehmet’ten sonra tahta çıkacak olan Süleyman, Ahmet,Orhan, Selim, Cihangir, Murat, Osman, Bayezit adlı şehzadeler doğup Osmanlı tahtı varissiz kalma tehlikesini atlatınca , adı bile anılmaz oldu. Gerçi oğlunun tahta çıkışı ona Valide Sultanlık makamını kazandırdıysa da, kudret ve nüfuz Büyük Valide diye anılan Kösem sultan’ın elinde kaldı.
Turhan sultan’ın devlete hâkim olmak gibi bir ihtirası yoktu ; ancak mevcut idarenin memleketi bir felakete götürdüğünü de görüyordu. Akıllı ve yurtsever bir kadındı. Gittikçe büyüyen ve işlere aklı ermeye başlayan oğlunun üzerinde de etkili oluyordu. Böylece sarayda kendisine sadık kimselerden meydana gelen bir birlik doğdu.
KÖSEM SULTAN HAREKETE FEÇİYOR.
Kösem Sultan ise, tehlikeyi sezer sezmez harekete geçti. Kendisi insaf, merhamet ve şefkat duygularından tamamen yoksundu. Bunun için torunu 4. Mehmet’i öldürerek yerine, annesi saf ve iddiasız bir kadın olan, Şehzade Süleyman’ı geçirmeye karar verdi. Ancak, bu cinayeti reva görmeyen cariyelerinden meleki, durumu Turhan Sultan’a haber verdi. Onun ve genç padişahın taraftarları daha evvel harekete fecip sarayda duruma hakim oldular. Kösem sultan öldürülüdü s sarayın içinde ve dışarıda yeniçeri Ocağı’ndaki adamları tepelendi.
Turhan sultan, artık sarayda ve memlekette tek nüfuz sahibi olarak kalmıştı. Bu nüfuzunu ise, sadece uçurumun kenarına kadar gelmiş olan memleketi kurtaracak birisini bulmak ve işbaşına getirmek uğruna harcadı. Birçok mücadeleler sonunda ise 15 Eylül 1656 tarihinde, padişahı da ikna ederek Köprülü Mehmet PHaşa’yı tam yetki ile sadrazam tayin ettirdi. Bu zat ise, devleti kısa zamanda derleyip toparladı ve ona eski düzen ve kudretini iade etti.
Turhan Sultan, bundan sonra tarih sahnesinden silinmiştir ve bu da onun isteği ile olmuş ve böylece Osmanlı Devleti’nde yüz otuz yıla yakın bir süreden beri, arada bir kesintilere rağmen devam eden kadınlar saltanatı sona ermiştir. O arık kendi köşesinde oğlunun, liyakatlı devlet adamlarının elinde gittikçe ükselen ve parlayan, yavaş yavaş adeta kanuni devrindeki satvetine yaklaşan bir devletin padişahı bulunduğunu görmenin verdiği huzur ve saadet içinde yaşadı ve 1683 yılında, Sadrazam Merzifonlu kara Mustafa Paşa kumandasındaki türk ordusunun topları, kuşatılmış olan Avusturya İmparatorluğu’nun başkenti Viyana şehrinin surlarını döverken, yine huzur ve saadet içinde Edirne Sarayı’nda gözlerini dünyaya yumdu. 56 yaşındaydı.
BİR MANAVIN ÖNÜNDEN GEÇERKEN…
Turhan Sultan, daha kocasının sağlığında ve onun izniyle ara sıra kılık değiştirip saray dışında şehirli bir kibar kadın gibi dolaşmayı severdi. Bu gezintileri sırasında bir manavın önünden geçerken dükkandaki çırak gözüne ilişti. Bu ,aynadaki hayali kadar kendisine benziyordu. Yaşadığı kasaba tatarlar tarafından basılıp esir alındığı zaman, üç dört yaş küçüğü olan bir erkek kardeşi vardı ve ondan bir daha haber alamamıştı. Çocuğu bir bahane ile yanına çağırıp adını sordu ve Yusuf olduğunu öğrendi. Biraz daha sorguya çekince onun o erkek kardeşi olduğunu anladı. Çocuk, esir düştüğü kasabanın, ayrıca ana ve babasının adını hatırlıyordu. Turhan Sultan çok heyecanlanmakla beraber bir şey belli etmeden saraya döndü ve Kızlarağası’na çocuğun bulundğu yeri tarfi ederek onun getirilmesini istedi. Bir saat sonra ili zülüfli baltacı Yusuf’u götürmeye gelmişledib manav, çırağı ve oğulluğu olan bu çocuğu pek sevmekle beraber , fazla direnemedi ve bedelini almakla yetinmek zorunda kaldı. Saraya götürürlen Yusuf ise çok korkmuştu. Ne olduğunu bilmediği için baltacılara durmadan yalvarıyor, hiçbir kabahati olmadığını tekrarlayıp ağlıyordu. Sonunda :
- “ Sus bre oğlan, bu sana zarar değil, bir devlettir “ dediler .
Sarayda hamama sokuph yıkadılar, temiz ve süslü elbiseler giydirdiler, karnını da doyurduktan sonra kızlarağasınınn huzuruna çıkardılar. Ağa, endişesinin devam ettiğinri görünce Valide Sultan’ın şehirde gezerken kendisini görüp beğendiği için Enderun denilen iç saray hizmetine almak istediğini söyleyerek onu yatıştırdı, ve Turhan Sultan’ın huzuruna götürdü. Genç kadın, ağayı bir işaretle savdıktan sonra Yusuf’a daha yaklaşmasını söyledi. Ona, evvela uzak hatıralardan, eski yurtlarından ve o günkü yaşamlarından bahsetti, sonrka hakikati söyledi. İki kardeş, kucaklaşarak ağlaştılarve kendilerini kavuşturan allah’a şükrettiler. Turhan sltan, kızlarağasını çağırtıp durumu ona da anlattı ve artık sarayda kalacağı için kardeşine bir yer hazırlanmasını istedi.
MANAV ÇIRAĞI PADİŞAH HUZURUNDA
Haber, haremde bir anda yayıldı. Hatta Sultan İbrahim’in kulağına bile erişti. Bu , geleneklere aykırıydı, ancak onun hoşuna gitti. Hatta Yusuf’u huzuruna bile kabul edip,
- “ Demek oğlum sultan Mehmet’in dayısı Yusuf ağa sensin ? “ dedi. Onunla biraz konuştu. Verdiği cevaplar hoşuna gidince gülümsedi :
- “ Senden haz ettim, bir kürk ihsanım olsun ! “
Onun bu iltifatı üzerine Yusuf sarayda bir anda itibar sahibi oldu. Hemen herkes hediyeler yağdırdı. Turhan sultan da köleler ve cariyeler ihsan edip refah içinde yaşamasını sağlayacak bir maaş bağladı . Aynı zamanda onu esircilerden satın alıp evladı gibi büyüten manava da büyük ihsanlarda bulundu.
Yusuf, yeğeni IV. Mehmet zamanında ve oldukça genç aşta vefat etmiştir. Onu çok seven Turhan Sultan buna pek üzülmüş ve ruhunu şaadetmek için Sarıyer’de bir cami yaptırmıştır. İstanbul camilerini anlatan “ Hadikatül-Cevami” adlı eser, bu camiden şu şekilde bahseder :
“ Yaptıran, Sultan Mehmet han hazretlerinin valideleri Turhan Hadice sultan’dır ki İstanbul’da Yeni Cami diye tanınan büyük camii de o yaptırmıştır. Kendisi bu camii kardeşi Yusuf Ağa için yaptırttı. Bu camiin bütün lüzumlu masrafları Yeni Cami vakfından verilir. “
Osmanlı Devleti zamanında yaşamış ve az çok üne kavuşmuş kimselerin bir cins kütük kaydı olan “ Sicil-i Osmani “ de ise Yusuf Ağa hakkında sadece şu birkaç satırlık bilgi mecut oluph onun ablasından evvel vefat etmiş olduğunu da bundan anlıyoruz.
“ Yusuf Ağa, Yeni Camii yaptıran Hadice Turhan Valide Sultan’ın kardeşidir. Vefatında ruhuna muhterem hemşiresi Sarıyer’de mescit yaptırılmasını ferman buyurmuşlardır. “
Kaynak : Yıllarboyu Tarih , Sayı : 2 , Şubat 1979
Tekrar yayında olmanız güzel
Yazılarınızın takipçisiyiz.
Teşekkür ederim sevgili Tuncay. Desteğin ve ilgin için. Sevgi ve Saygılarımla.