<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.WebdeTarih.com</title>
	<atom:link href="http://www.webdetarih.com/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.webdetarih.com</link>
	<description>Geçmişten geleceğe Tarih...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 28 Feb 2010 18:35:55 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8.5</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Osmanlı Tarihinin Derinliklerine Giren Bir İsim : Kösem Sultan</title>
		<link>http://www.webdetarih.com/?p=126</link>
		<comments>http://www.webdetarih.com/?p=126#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 18:27:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[IV.Murat]]></category>
		<category><![CDATA[Kösem Sultan]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan İbrahim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webdetarih.com/?p=126</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı tarihinde ilk kez iki oğlu da tahta çıkan valide sultandır. Bosna valisi tarafından küçük yaşta saraya verilmiş , öğrenimini burada tamamlayarak 1604 &#8216; te I. Ahmed ile evlenmiştir. Şehzâde Murat, Şehzâde Kasım , Şehzâde İbrahim ; Ayşe Sultan ve Fatma Sultan&#8217;ın annesidir. Kısa sürede Sultan I. Ahmed&#8217;in gözdesi oldu. Sultanın ani ölümü üzerine 27 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1><span style="font-size: medium;"><img class="alignleft size-full wp-image-132" title="kösem sultan" src="http://www.webdetarih.com/wp-content/uploads/2010/02/kösem-sultan.jpg" alt="kösem sultan" width="300" height="351" /><span style="font-size: large;"><em>Osmanlı tarihinde ilk kez iki oğlu da tahta çıkan valide sultandır. Bosna valisi tarafından küçük yaşta saraya verilmiş , öğrenimini burada tamamlayarak 1604 &#8216; te I. Ahmed ile evlenmiştir. Şehzâde Murat, Şehzâde Kasım , Şehzâde İbrahim ; Ayşe Sultan ve Fatma Sultan&#8217;ın annesidir. Kısa sürede Sultan I. Ahmed&#8217;in gözdesi oldu. Sultanın ani ölümü üzerine 27 yaşında dul kalmıştır. </em></span></span></h1>
<p><span style="font-size: medium;">Kösem Sultan , çocuk yaşta tahta geçen (1623 ) IV.Murat&#8217;ın deneyimsizliğinden istifade ederek devletin iplerini eline almıştır. Ancak IV: Murat yetişkin çağa gelip 1632 yılında imparatorluğun hayatına yön vermeye başlayınca Kösem , siyasetten el çektirilmiş oldu. Mahpeyker Kösem Valide Sultan büyük oğlunun saltanatında siyaset-iktidarve güç &#8216;ün doyumsuz lezzetini tatmıştı ancak IV. Murat&#8217;ın otoriter ve sert kişiliği karşısında geri adım atmayı bilmiş , perde gerisine çekilmeyi başarmıştı. </span></p>
<p><span style="font-size: large;"><span style="color: #003300;">IV. Murat&#8217;ın N i k r i z hastalığına tutulup çok genç yaşta ( 28 ) ölmesi üzerine ( 17 Şubat 1640 ) derin bir oh çekmiş , rahat nefes almıştı. Şimdi küçük oğlunun devri saltanatında ( Sultan İbrahim ) iktidar şerbetini doyarak içecek , daha önce tattığı iktidar zevkini tazeleyecekti. </span></span></p>
<p><span style="font-size: large;"><span style="color: #003300;">1640 yılında ağabeysinin ölmesi üzerine Osmanlı tahtına oturan Sultan İbrahim &#8216;de annesini siyasetten uzak tutmayı başarmış ve saraydan uzaklaştırmıştı. Mahpeyker Kösem Sultan &#8216;ın siyasetin kalbinin attığı saraydan uzaklaştırılması onun gizli iktidar olma azmini artırmıştır. Nitekim Sultan İbrahim&#8217;in gittikçe artan tutarsızlıkları karşısında İbrahim&#8217;in hâl edilmesine yardımcı olmuştur. </span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><em>Kösem Sultan , torunu IV. Mehmet&#8217;in tahta oturmasıyla &#8221; Koca VAlide&#8221;, &#8221; Valide-i Muazzama&#8221; ünvanlarıyla tekrar saltanat naibesi oldu. Bu makam IV. Mehmet&#8217;in annesi Hatice Turhan Sultan&#8217;ın olduğu halde , Ocak ağalarına dayanan Kösem Sultan , özlediği iktidara kolayca sahip oldu. Sultan İbrahim&#8217;in öldürülmesinde  ( -ki bu ölüm sahnesi pek acıklıdır. ) payı olan Kösem Sultan iktidara sahip oldu olmasına ama yeniçeri generalleri , iktidarı tek başına Kösem&#8217;e bırakmadılar. İktidarı onunla paylaştılar. Osmanlı tarihinde bir &#8221; Ağalar saltanatı&#8221; başladı. </em></span></p>
<p><span style="font-size: large;">Kösem Sultan&#8217;ın sarayda gelini Hadice Turhan Sultan &#8216;ın devlet işlerine dair bilgi edinmesi ve bu vadide ilerleme kaydetmesi üzerine işin rengi değişmeye başladı. Kösem ocak ağalarına dayanarak iktidarını pekiştirmeye çalışıyordu ve bu durum ağaların saray üzerindeki tahakkümünü artırıyordu. Ocak ağaları zorbalıklarını hissettirdikçe saraydaki ağa ve diğer hizmetliler Turhan Sultan &#8216;ın etrafında sıkı şekilde birleşiyordu. </span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><img class="alignleft size-medium wp-image-129" title="köseminyakallanması3" src="http://www.webdetarih.com/wp-content/uploads/2010/02/köseminyakallanması3-300x223.jpg" alt="köseminyakallanması3" width="300" height="223" />Valide-i Muazzama denilen 61 yaşındaki Kösem Sultan , iktidara ebediyen sahip olabilmek uğruna torunu IV. Mehmed&#8217;i ve gelini Hatice Turhan Sultan &#8216;ı öldürme üzerine bir plân yapacak, ancak kafasındaki bu korkunç planın yol haritası ortaya çıkınca kendisi Zülüflü Baltacıların eskilerinden olan Küçük Mehmet, büyük valideyi gizlendiği odadan çıkartıp vura vura sersemlettikten sonra pencere perdelerinden birinin ipini keserek boğacaktı. Kösem Sultan &#8216;ın öldürülmesi ile Osmanlı sarayındaki ağalar saltanatı da bitmiş oldu. </span></p>
<p><img class="alignleft size-large wp-image-131" title="kösemsultanyakalanması1" src="http://www.webdetarih.com/wp-content/uploads/2010/02/kösemsultanyakalanması1-660x1023.jpg" alt="kösemsultanyakalanması1" width="660" height="1023" /></p>
<p><img class="alignleft size-large wp-image-130" title="Kösem Sultan'ın yakalanma sahnesi" src="http://www.webdetarih.com/wp-content/uploads/2010/02/köseminyakalanması2-1024x832.jpg" alt="Kösem Sultan'ın yakalanma sahnesi" width="614" height="499" /></p>
<p><span style="color: #ff0000; ">Kaynaklar :</span></p>
<p><strong><em>1. Hayat Tarih Mecmuası , sayı :8 , Ağustos 1975 ,s.34, Tahsin Tunalı &#8221; Kösem Sultan&#8221; adlı makalesi</em></strong></p>
<p><strong><em>2. Osmanlı Tarih Ansiklopedisi , Tercüman, Kösem Sultan Maddesi</em></strong></p>
<p><strong><em>3. Mufassal Osmanlı Tarihi , c.4,1960, s.2014</em></strong></p>
<p><strong><em>4. A.g.e. , IV. Murat ve Sultan İbrahim maddeleri </em></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webdetarih.com/?feed=rss2&amp;p=126</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Yol Hikâyesi</title>
		<link>http://www.webdetarih.com/?p=114</link>
		<comments>http://www.webdetarih.com/?p=114#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 18:46:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yakınçağ]]></category>
		<category><![CDATA[macadam]]></category>
		<category><![CDATA[Roma İmparatorluğu]]></category>
		<category><![CDATA[Telford]]></category>
		<category><![CDATA[Tuz]]></category>
		<category><![CDATA[yol]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webdetarih.com/?p=114</guid>
		<description><![CDATA[Tarihte ilk kez modern yol anlayışını geliştiren ve düzenli yollar inşâ eden devlet hangisidir ?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 442px"><img class=" " title="Macadam yol" src="http://www.divshare.com/img/10483706-43d.jpg" alt="İlk Amerikan macadam yolu" width="432" height="320" /><p class="wp-caption-text">İlk Amerikan macadam yolu</p></div>
<h3>Plânlı bir şekilde yol yapımında tarihe geçen devlet, Roma imparatorluğudur. Doğuda İran’a, batıda İskoçya’ya , kuzeyde Yukarı Gal’e , güneyde Nil’e kadar uzanan bu büyük imparatorluk her gittiği yere modern yol anlayışını götürmüş ve günümüzü kadar ulaşan yolların yapılmasını sağlamıştır. Romalılar’da da yollar, önce tuz bölgelerine doğru yapılmıştır.</h3>
<p>Romalılar, askerlerin yanı sıra esirleri de yollarda çalıştırırdı. En eski Roma yollarından olan ve uzunluğu 23 km yaklaşan “Via Salaria” merkezi Ostia’daki tuz yataklarına bağlanmaktadır. Kayıtlarda, Romalılar’ın maaşlı askerlerine “Beyaz Maaş” adı altında para yerine tuz verdikleri de vardır. Romalılar’ın bir başka önemli yolu da ordu birliklerini gemilere bindirmek üzere yaptıkları “Via Appia” dır. Bu yol, bütün İtalya’ya yayılıyor ve bir kolu 650 km ötedeki Brindizi limanına ulaşıyordu.</p>
<h4>Teknisyenler tarafından hayretle incelenen bu eski Roma yolu, 4 katlı olarak yapılmıştır. Çift istikametlidir ve 2 metreye yakın genişliktedir.</h4>
<h4>Asya , Afrika, Avrupa’ya yayılan Osmanlı İmparatorluğu da yolun yanı sıra köprü, kervansaray , han, çeşmeler yaptırarak, yolların emniyetini temin etmiş, medeniyete ve yol davasına büyük hizmet etmiştir. Bugün bile bilhassa Balkanlar’daki ana yollar, büyük nehirleri Türk mimarlarının yaptığı köprülerle aşmaktadırlar.</h4>
<p>XX. yüzyıla girerken, 1899 ‘da Amerika’da otomobilin fabrikasyon şeklinde imalâtı ile yol davası büyük önem kazanmış, Birleşik Amerika’da ilk büyük yol olan Lincoln Şosesi 1913 yılında yapılmıştır.</p>
<p>Öte yandan ilim adamları yol yapımı işine de eğilmiş, İskoçyalı iki mühendis olan Telford ve Mc Adam bugünkü yol yapım tekniğinin esaslarını bulmuşlardır. Bugün Mokadon ( Macadam) diye anılan yol tipi İskoçyalı Mc Adam’ın buluşudur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webdetarih.com/?feed=rss2&amp;p=114</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Celâli İsyanları</title>
		<link>http://www.webdetarih.com/?p=110</link>
		<comments>http://www.webdetarih.com/?p=110#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Feb 2010 23:28:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Celâli İSyanları]]></category>
		<category><![CDATA[Duraklama Dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[Kuyucu Murat Paşa]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webdetarih.com/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[Osmanlı tarihinde uzun yıllar süren , Anadolu’da ortaya çıkan isyanlardır. Kânuni Sultan Süleyman devrinde ortaya çıkan ve birtakım tarikat ehli oldukları sanılan Şeyh Celal , Baba Zinnun gibi şahısların çıkarttığı isyanlar , devlet kurucularının ve Osmanlı hanedanının yıkılmasını amaçlamıştır. Oysa Kanuni devrinin sonlarında ortaya çıkan Celâli isyanları ise devletin kurucularını ve siyasî kadroları yıkmak değil [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3>Osmanlı tarihinde uzun yıllar süren , Anadolu’da ortaya çıkan isyanlardır. Kânuni Sultan Süleyman devrinde ortaya çıkan ve birtakım tarikat ehli oldukları sanılan Şeyh Celal , Baba Zinnun gibi şahısların çıkarttığı isyanlar , devlet kurucularının ve Osmanlı hanedanının yıkılmasını amaçlamıştır. Oysa Kanuni devrinin sonlarında ortaya çıkan Celâli <img class="alignleft" title="Kuyucu Murat Paşa" src="http://www.divshare.com/img/10469298-4fc.jpg" alt="" width="240" height="200" />isyanları ise devletin kurucularını ve siyasî kadroları yıkmak değil , birtakım zorunluluklar karşısında yeni bir gelişmeye sürüklemek çabasını güdüyordu.</h3>
<p>Her hareketin belirli nedenleri vardır. Bu isyanın anlaşılmasında Anadolu’daki durumun fotoğrafını çekebilmemiz gerekmektedir.</p>
<p>Devlet idaresinin özellikle eyaletlerde ehil kişilerin elinden çıkması , paranın ayarının düşmesi ki bu konuda Halil İnalcık Osmanlı Devleti’nin bozulmasındaki emareleri tespitinde malî buhranın etkisinden söz etmektedir. Avrupa’dan bol miktarda gümüş madeninin gelmesi  Osmanlı topraklarında fiyatların artmasına neden olmuştur. Bu fiyat artışları faizciliği tetiklemiştir. Fiyatlardaki bu artışlar sabit gelirle yaşayan askerî zümreleri yakından etkilemiştir.  Bununla birlikte Osmanlı idari kadroları azalan vergileri çoğaltmak için yeni vergiler ihdas etmesi , vergi baskısı nedeniylede çiftini bozan köylünün ( reâyâ ) dağılması , bir vergi kaynağı olan toprağın işletilememesi gibi nedenler buhranı artırmıştır.<a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftn1">[1]</a><strong><sup> </sup></strong>Kapıkulu Ocağı halkının , Yeniçerilerin şehir ve kasabalardaki düzensizlikleri , devletin temel Süvari kuvveti olan Tımarlı Sipahilerin ihmal edilmesi <a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftn2">[2]</a> ve uzun süren İran ve Avusturya Savaşları da bu isyanların sebebleri arasında gösterilebilir.</p>
<p>Celâli isyanları Anadolu’nun köyünden alınan haraçlarla palazlanmış , üzerlerine gönderilen kuvvetlerin bir kısmını yenmek suretiyle de devletin prestijinin kaybolmasına sebebiyet vermiştir. Osmanlı Devleti bu isyanları bastırmak için bazen isyancıların liderlerine Anadolu’dan sancak yönetimi vermek suretiyle bu isyanları bastırma yöntemini denemeye çalışmıştır. Örneğin Kuyucu Murat Paşa , Manisa ve Bursa çevresindeki Celâli hareketlerinin liderlerinden olan Kalenderoğlu ‘na kendi memleketi olan Ankara sancak beyliğini vererek isyana katılanları devlete bağlamıştır. <a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftn3">[3]</a>Celâlilere makam vermek usulü ilk bakışta bazı tarihçiler tarafından devletin acizliği olarak yorumlarken ,  Karen Barkey isimli bir Amerikalı sosyologun Fransa ile Osmanlı imparatorluğu’nu mukayese ederek yaptığı incelemede  ‘eşkıyanın’  affının ve bir makam verilmesinin , devletin aczini değil, kuvvetini ve idaresini sürdürme kabiliyetini gösterdiği sonucuna varmıştır.<a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftn4">[4]</a></p>
<p>1600 ‘lü yıllarda Anadolu’daki bu yangının büyümesi ve Kalenderoğlu gibi bir asinin kuvvetlerinin kendisine katılan levent ve sekbanlarla 30.000 kişilik bir kuvvete ulaşması devletin yükseliş dönemindeki merkezde bulunan Kapıkulu Ocağı halkının miktarına ulaşması düşündürücüdür. Demek ki dünyanın ekonomik ve sosyal yapısındaki değişmelerin hızı Osmanlı’ya aksinde epey bir baş ağrısı yaratmıştır. Nitekim bu isyanlar sürecinde bu celâli taifesi geçtikleri köy ve kasabaları yıkmışlar , ahalinin ürettiği mallara el koymuşlardır. Anadolu’da can ve mal emniyeti kalmamış , onbinlerce insan çoluk –çocuk evlerini terk etmişlerdir. Devlete vergi veren nüfus azalmış, ticaret durmuştur. Anadolu’da “Büyük Kaçgun” adı verilen ve yedi yıl sürmüş olan göç hareketleri neticesinde halk İstanbul’a , Rumeli’ye ve durumu iyi olanlar ise Kırım’a göç etmiştir. Kuyucu Murat Paşa ‘nın üç sene temizleme faaliyeti sonucunda Canbulatoğlu , Kalenderoğlu gibi Celâliler Anadolu’dan temizlenmiş ve Murat Paşa’ya da “kuyucu” lakabı verilmiştir.</p>
<p>Aslen Hırvat olan bu devlet adamı , sırasıyla kethüdâ, sancak beyi,ardından Diyarbekir, Anadolu ve Rumeli Beylerbeyliği ve nihayet 1606 yılında Vezir-i Azâm olmuştur. Anadolu’daki eşkıyayı katletmiş ve katlettiği eşkıyayı kuyuya attırdığı için de Kuyucu lakabını almıştır.<a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftn5">[5]</a> Osmanlı Devleti’ni altüst eden Celâli isyanlarını bastıran Murat Paşa’nın bazı yazarlar tarafından Alevi-Türkmen kıyımının baş mimarı olarak nitelendirilmiştir.<a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftn6">[6]</a> <a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftn7">[7]</a>İsmail Hakkı Danişmend ise, Kuyucu hakkında şu ifadeleri kullanmaktadır: &#8220;Anadolu Türkü&#8217;nün ebediyyen lanetle anacağı Kuyucu Murat ihtiyarlığından dolayı &#8220;Koca&#8221; lakabıyla da tanınan 90 lık bir zalimdi. Kuyucu yalnız asilerle taraftarlarını değil, onlara her nasılsa ekmek ve su vermiş zavallılardan başka civarlarda bulunan komşularını bile kılıçtan geçirtecek derecede kana ve bilhassa Türk kanına susamış bir canavardır.&#8221;<a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftn8">[8]</a> Demiştir. Tarihlerin kaydettiğine göre, Kuyucu Murat Paşa’nın üç sene süren bu eşkıya temizleme hareketi sırasında, 50000 küsur eşkıya öldürülmüştür (belirtilen rakamlar 150000&#8242;e kadar varmaktadır).</p>
<p>Kuyucu Murat Paşa hakkında yapılan yorumlamaları okudukça bazen şaşırıyorum. Herkes bir şeyler söylüyor, Osmanlı tarihinin farklı taraflarına vurgu yapıyor. Tarihi gerçekler ters yüz edilemez , Atatürk’ün de dediği gibi : “ Tarih yazmak ,tarih yapmak kadar zordur. Yazan yapansa sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanlığı şaşırtacak derecede bir rol oynayabilir.” Bu bağlamda Murat Paşa’nın tarihte üstlendiği rol her neyse o rolün fotoğrafını çekilmesi gerekiyor. Üzerine bir şey katmadan olduğu gibi. Bu bağlamda bazı yazarların tarihin sayfalarında acımasızlığı ile ün salmış bir ismi bu günün penceresinden bakarak insani duyguları da harekete geçiren bir söylem kullanması bizi yanılgıya itebilir mi sorusu bu satırları yazan tarihçiyi kaygılandırmaktan başka bir işe yaramıyor.  Tarihçinin yapabileceği en güzel şey : “ Geçmişte ne oldu ?” sorusunu yanıt aramak.</p>
<hr size="1" /><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftnref1">[1]</a> İsmail Hakkı Uzunçarşılı , Osmanlı Tarihi , III. Cilt, 1. Kısım, TTK ,Ank.1995 , s99</p>
<p><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftnref2">[2]</a> A.g.e.</p>
<p><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftnref3">[3]</a> A.g.e. s 105</p>
<p><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftnref4">[4]</a> Erhan Afyoncu , Sorularla Osmanlı İmparatorluğu , Yeditepe yay. İST. 2007 , c.3 ,s.150</p>
<p><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftnref5">[5]</a> Ahmed Akgündüz – Said Öztürk , Bilinmeyen Osmanlı , Osav Yay. , Mart 2000 , s.177</p>
<p><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftnref6">[6]</a> Nihat Çetinkaya, Kızılbaş Türkler , Kumsaati Yay. , Ekim 2004,2.baskı</p>
<p><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftnref7">[7]</a> Cemal Şener , Osmanlı’da Toplumsal Düzen , Etik yay. , Ekim 2006, s. 53</p>
<p><a href="file:///C:/Documents%20and%20Settings/ahmet%20can/Belgelerim/Cel%C3%A2li%20%C4%B0syanlar%C4%B1.docx#_ftnref8">[8]</a> <a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuyucu_Murat_Pa%C5%9Fa">http://tr.wikipedia.org/wiki/Kuyucu_Murat_Paşa</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webdetarih.com/?feed=rss2&amp;p=110</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sultan İbrahim&#8217;in Tahta Çıkışı</title>
		<link>http://www.webdetarih.com/?p=92</link>
		<comments>http://www.webdetarih.com/?p=92#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 20:47:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Deli İbrahim]]></category>
		<category><![CDATA[Kemankeş KAra Mustafa Paşa]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan İbrahim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webdetarih.com/?p=92</guid>
		<description><![CDATA[
17.yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun tahtına psikonevroz olan ve takıntılı bir kişiliği olan Sultan İbrahim geçmiştir. Sultan İbrahim için bazı tarih kitapları “ Deli “ lakabını takmışlardır. Ancak bu bilgi yanlıştır. Bu lakap Karaçelebizâde Abdülaziz’in yazdığı Zeyl-i Kavzatü’l ebrar kitabında da geçmektedir. Ancak bu Abdülaziz , Sultan İbrahim Han’ın tahtan indirilmesinde ve daha sonra öldürülmesinde baş rolü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h4><img class="alignleft size-medium wp-image-93" title="Sultan İbrahimin kızı Emine Sultan " src="http://www.webdetarih.com/wp-content/uploads/2010/02/Sultan-İbrahimin-kızı-Emine-Sultan-682-x-820-249x300.jpg" alt="Sultan İbrahimin kızı Emine Sultan " width="249" height="300" /></h4>
<h3><span style="color: #800000;">1</span><em><span style="color: #800000;">7.yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nun tahtına psikonevroz olan ve takıntılı bir kişiliği olan Sultan İbrahim geçmiştir. Sultan İbrahim için bazı tarih kitapları “ Deli “ lakabını takmışlardır. Ancak bu bilgi yanlıştır. Bu lakap Karaçelebizâde Abdülaziz’in yazdığı Zeyl-i Kavzatü’l ebrar kitabında da geçmektedir. Ancak bu Abdülaziz , Sultan İbrahim Han’ın tahtan indirilmesinde ve daha sonra öldürülmesinde baş rolü oynayanlardan biri olduğundan Sultanı suçlayan sözleri şahsi kalmakta ve tarih için kıymetli kabul edilmemektedir.</span></em></h3>
<h4>S<span style="color: #333300;">ultan Dördüncü Murad ruhunu teslim edince, saray hizmetlileri derhal Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa’yı harem kısmına davet ederek vaziyetten haberdar ederler. Sadrazam ise tahtın hayattaki tek varisi olan Şehzade İbrahim’e kapı ağasını gönderdi. Şehzadeler dairesine giren kapı-ağası :</span></h4>
<p>“ – Şehzadem mübarek başınız sağ olsun, biraderiniz Sultan Murad dar-ı bekaya gitti ; taht-ı saltanat sizindir, buyurun.”</p>
<p>Deyince , kardeşleri Bayezid, Süleyman ve sonra da Kasım’ın birer hile dairelerinden alınıp öldürülmeleri dolayısıyla kapı-ağasının sözüne inanmayıp :</p>
<p>“—Siz bana mekr-ü—âl edersiniz ; bana taht-ı saltanat gerekmez, karındaşım sağ olsun ! Benden ne istersiniz ?”</p>
<p>Dedi ve odasından çıkmadı. Bunun üzerine, valide sultan gelerek ağabeysinin ölümünü bildirip dairesinden çıkmasını tekrarladı. İbrahim yine inanmayınca kendisine bu hususta yeminler edip, Sultan Murad’ı cenazesini gözüyle görüp de şüpheden kurtulması için kotuklarına girip dairesinden çıkardılar. Buna rağmen korkudan bir türlü kurtulamıyan İbrahim, padişah dairesine selam vererer girdi. O sırada oda kapısının önünde duran sadrazamı gösterip, kendisine tanıtınca sadrazam yer öpüp tâzimlerini bildirdiği halde işin içinde bir şüphe olacağı endişesinden sıyrılamadı. Bunun üzerine Sultan Murad’ın cenazesinin yüzünü açın gösterdiler. Sultan İbrahim buradan taht odasına doğru yürürken geriye döndü, cesedin yüzünü bir daha açtırıp baktı. Artık Sultan Murad’ın ölümüne tam kani olmuştu ve endişesizce tah odasına yürüdü. Kendisini ecdadının tahtına oturttuklarında, bu makama lâyık gördüğü için Allaha hamd-u senadan sonra biat merasiminin yarın yapılacağını bildirdi.</p>
<p>Sultan İbrahim, senelerce ölüm korkusu içinde yaşadığı için asabı bozulmuştu. Sultan Murad’ın erkek çocukları dünyaya gelmişse de küçük yaşta ölmüşlerdi. Şehzade Kasım’ın da boğulmasından sonra Osmanlı tahtının tek varisi olarak, Sultan Ahmed’in oğullarının en küçüğü olan İbrahim kalmıştı. Buna rağmen Sultan Murad, İbrahim’i de öldürmek istemişti.</p>
<p>Sultan İbrahim ‘in cülus ve biat merasimi 9 Şubat sabahleyin icra edildi. Sultan İbrahim başına siyah bir şemle sarınmış olduğu halde tahta çıkıp oturdu. Vezirler, ulema ve diğer erkan her biri ayrı ayrı biat ettikten sonra, hazırladıkları şemleleri çıkarıp imameleri üzerine siyah bağladılar.  Böylece Osmanlı tarihinde , sekiz yıl sürecek “Samur Devri” açılmış oldu.</p>
<p><strong><em><span style="color: #ff0000;">Kaynak </span></em></strong>: <em>Mufassal Osmanlı Tarihi , Cilt 4</em></p>
<p><em> Hayat -Tarih c: ? ( daha sonra eklenecektir. )</em></p>
<p><em><span style="color: #ff0000;">Not </span></em><em>: Yukarıdaki resim Sultan İbrahim&#8217;in kızının bir batılı ressam tarafından çizilmiş olan resmidir. Hayat Tarih adlı dergiden alınmıştır. </em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webdetarih.com/?feed=rss2&amp;p=92</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Noel Baba&#8217;nın Doğuşu</title>
		<link>http://www.webdetarih.com/?p=76</link>
		<comments>http://www.webdetarih.com/?p=76#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 21:53:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam-Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[A Visit from Saint Nicholas]]></category>
		<category><![CDATA[Aziz Nikola]]></category>
		<category><![CDATA[clement Moore]]></category>
		<category><![CDATA[Hadlon Sundblom]]></category>
		<category><![CDATA[Noel Baba]]></category>
		<category><![CDATA[Thomas Nast]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webdetarih.com/?p=76</guid>
		<description><![CDATA[Noel Baba'nın bugünkü görünüşünü kazanmasında ise 1863 'ten 1866 'ya kadar Harper's Weekly dergisi için Cristmas resimleri içez ThomasNas 'ın etkisi oldu.
]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-107" title="hoşgeldin 2010" src="http://www.webdetarih.com/wp-content/uploads/2010/01/hoşgeldin-2010.jpg" alt="hoşgeldin 2010" width="400" height="300" />Hıristiyanlarca her yıl aralık ayının 25. Gününde kutlanır. Eskiden doğuda Ocak 6 ‘sında kutlanırdı. Paganlık çağında avlanan hayvanlar , yeni yıl Tanrısı Amanor’un onuruna çam ağaçlarına asılırmış. Noel günü çam ağacına çeşitli şeyler asılarak yapılan törenler Hıristıyanlığa bu pagan geleneklerinden geçmiştir. ( 1 )</p>
<p><strong>Nikolas, Arupalı adıyla Santa Claus dördüncü yüzyılda Likya&#8217;da yaşamıştır. Yani bizim toprakların çocuğudur. Yaşadığı yer olarak Akdeniz kıyısında Teke yarımadasında ömür sürmüştür. Bugünkü Demre&#8217;de piskopos olarak atanan , birçok insana Hristiyanlığı kabul ettirmiş ve hapse atılıp işkenceye uğramıştır. (2)</strong></p>
<p>Constantin  Hıristiyanlığı kabul edince kurtularak 325 yılında İznik&#8217;te toplanan Konsile katıldığına inanılmaktadır. 6 Aralık 342 yılında öldüğü kabul edilen Aziz Nikola, rusya, yunanistan ve Sicilya&#8217;nın koruyucu azizi olarak kabul edilmektedir.</p>
<p>Aziz Nikola ortaçağda çocukların da kouyucusu olarak kabul edilmekte ve Batı&#8217;da 6 Aralık&#8217;ta çocuklara şekerleme , meyve gibi hediyeler getiren kırmızı beyaz piskopos kıyafeti içinde , eşeğine binmiş haliyle St. Nick adıyla bilinmekteydi. Reform hareketi&#8217;nden sonra Aziz Nikolaos unutuldu ve onun yerini Noel Babalar , örneğin Fransa&#8217;da Papa Noel aldı . Bunlar çocuklara hediye vermediği gibi. Christmas&#8217;ın da ana figürleri değillerdi.(3)</p>
<p><img class="alignleft" src="http://www.divshare.com/img/10002380-ef8.jpg" alt="" width="425" height="282" />Hollandalılar Aziz Nikolaos&#8217;u unutmadılar. Denizcilerin koruyucu azizin torsosu Amerika&#8217;ya ulaşan ilk Hollanda gemisinin pruvasını süslüyordu ve inşa edilen ilk kiliseye de onun adı verilmişti.</p>
<p>Hollanda da çocukların tahta ayakkabılarını ocağın önüne yerleştirerek içine azizin eşeği için saman koymaları ce azizden hediyeler beklemeleri âdeti vardı. Hollandalılar azize Sint Nikolas diyorlardı ve bu ad Amerikan ağzında Sinterklass &#8216;a , buradan da Santa Klaus&#8217;a dönüştü. (4)</p>
<h4>Noel Baba&#8217;nın bugünkü görünüşünü kazanmasında ise 1863 &#8216;ten 1866 &#8216;ya kadar Harper&#8217;s Weekly dergisi için Cristmas resimleri içez ThomasNas &#8216;ın etkisi oldu. 1924 yılında Coca Cola için reklamlar tasarlayan Haddon Sundlom&#8217;un çizimleri ise Noel Baba&#8217;nın kırmızı beyaz elbisesini biçimlendirdi. Coca Cola&#8217;da kokain bulunduğu için reklamlarında çocuk  kullanmasının yasaklanması nedeniyle çocuklarla seslenebilmek ve kışın da kola içilebileceğini vurgulamak isteyen şirket Sundlom&#8217;un kampanyasını destekledi. Noel Baba&#8217;nın kızağını çeken ren geyiklerini ise 1939 &#8216;da yılbaşı satışları için yenilik yapmak isteyen bir Chicago mağazasının reklam yazarı olan Robert MAy&#8217;ın şiiri ve Denver Gillen &#8216;in çizgisiyle başladı. o yıl 2,4 milyon basılıp dağıtılan broşür 1947 yılına kadar defalarca çoğaltıldı. (5)</h4>
<p><span style="font-weight: normal; "><em><img class="alignleft" title="Thomas Nast ve St. Nicolasın Ziyareti  adlı şiiri" src="http://www.divshare.com/img/10015760-63f.jpg" alt="" width="382" height="303" />Haddon sundblom ‘un 1930 ‘larda yarattığı o ünlü reklam figürlerinden çok önce sevimli “ Coca cola “ baba vardı. Onun ve 1860’larda Thomas Nast’ın çizimleri , Neww York ‘lu Clement Clerk Moore ‘un 1823 tarihli ( daha çok “ The Night Before Christmas – noel’den Önceki Gece – olarak bilinen  ) şiiri “ A Visit from St. Nicholas” a [ St Nicholas’ın Ziyareti] dayanmaktaydı.  (6)</em></span></p>
<h5>Moore alışılmadık bir yazardı ( asıl işi İbranice ve Doğu dilleri profesörlüğü idi ) , ama yazdığı şiirin Noel Baba efsanesinin içini doldurmasındaki önemi abartmamak lazım. Bu şiir efsaneyi Noel arefesine kaydırıp aksi bir Aziz Nick yerine ; kürklü kırmızı giysileri , güzel isimli Ren geyikleri , çatılara konan kızağı ve çuval dolusu oyuncağıyla tombiş , gözleri gülen, beyaz sakallı bir peri tanımlamıştır. Bu şiir tüm zamanların en popüler çocuk şiirlerinden biri olmuştur. (7)</h5>
<ul>
<li>
<ul><span style="font-family: Verdana, Geneva, Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 12px;">by Clement Clarke Moore &#8216;un şiiri </span></ul>
<ul><strong><span style="color: #0000ff;">A Visit from Saint Nicholas</span></strong></ul>
</li>
<p><strong>’T</strong>was the night before Christmas, when all through the house<br />
Not a creature was stirring, not even a mouse.<br />
The stockings were hung by the chimney with care,<br />
In hopes that Saint Nicholas soon would be there.The children were nestled all snug in their beds,<br />
While visions of sugar-plums danced in their heads;<br />
And mamma in her ’kerchief, and I in my cap,<br />
Had just settled down for a long winter’s nap;</p>
<p>When out on the lawn there arose such a clatter,<br />
I sprang from the bed to see what was the matter.<br />
Away to the window I flew like a flash,<br />
Tore open the shutters and threw up the sash.</p>
<p>The moon on the breast of the new-fallen snow<br />
Gave the lustre of mid-day to objects below,<br />
When, what to my wondering eyes should appear,<br />
But a miniature sleigh, and eight tiny reindeer,<br />
With a little old driver, so lively and quick,<br />
I knew in a moment it must be Saint Nick.</p>
<p>More rapid than eagles his coursers they came,<br />
And he whistled, and shouted, and called them by name:<br />
“Now, <em>Dasher!</em> now, <em>Dancer!</em> now, <em>Prancer</em> and <em>Vixen!</em><br />
On, <em>Comet!</em> on <em>Cupid!</em> on, <em>Donder</em> and <em>Blitzen!</em><br />
To the top of the porch! to the top of the wall!<br />
Now dash away! dash away! dash away all!”</p>
<p>As dry leaves that before the wild hurricane fly,<br />
When they meet with an obstacle, mount to the sky,<br />
So up to the house-top the coursers they flew,<br />
With the sleigh full of toys, and Saint Nicholas too.</p>
<p>And then, in a twinkling, I heard on the roof<br />
The prancing and pawing of each little hoof.<br />
As I drew in my head, and was turning around,<br />
Down the chimney Saint Nicholas came with a bound.</p>
<p>He was dressed all in fur, from his head to his foot,<br />
And his clothes were all tarnished with ashes and soot.<br />
A bundle of toys he had flung on his back,<br />
And he looked like a peddler just opening his pack.</p>
<h3><span style="color: #000000;"><strong><span style="text-decoration: underline;"> EFSANENİN YOLCULUĞU</span></strong></span></h3>
<p>* 40?-120? : TYANA&#8217;LI APOLLONİUS</p>
<p>* 270-346 : Aziz Nikolaos</p>
<p>* 972: Bizans Prensesi Theophanu&#8217;nun Aziz Nikolaos&#8217;un ikonunu Almanya&#8217;ya getirişi</p>
<p>* 1087: Aziz Nikalous&#8217;un kemiklerinin Bari&#8217;ye kaçırılışı</p>
<p>* 1625 : Hollandalıların Nieuw Amsterdam&#8217;ı kuruşu</p>
<p>* 1664 : Nieuw Amsterdam&#8217;ın New York adını alışı</p>
<p>* 1809 : New York&#8217;ta Santa Claus &#8216;un şişman bir Hollandalı denizci olarak tasviri</p>
<p>* 1823 : New York&#8217;ta SAnta Claus&#8217;u geyikleri ve şimdiki özellikleriyle tanımlayan şiirin yayımlanışı</p>
<p>* 1863 : ABD&#8217;de Harper&#8217;s Weekly dergisinde Noel Baba çizimleri</p>
<p>* 1915-25: ABD&#8217;de White Rock içeceğinin kırmızı giysili Noel Baba&#8217;yı kullanması</p>
<p>* 1931-64: Coca Cola&#8217;nın Noel Baba&#8217;lı kampanyası                                                        ( 8 )</ul>
<p>Ayrıca Bakınız : <span style="color: #993366;">Thomas Nast SAnta Claus Pictures </span>: <a href="http://www.sonofthesouth.net/Original_Santa_Claus.htm" target="_blank">http://www.sonofthesouth.net/Original_Santa_Claus.htm</a></p>
<p>Konu ile ilgili yazı için : NTV Tarih Dergisi , <em><span style="color: #ff9900;">Y.Emre Gürbüz</span></em>,<em><strong><span style="color: #339966;">Hollandalı Sinterklaas</span></strong></em>, Ocak 2010,sayı 12,s.64</p>
<p><img class="alignleft" title="Haddon Sundbloom ve Coca Cola" src="http://www.divshare.com/img/10015360-bc9.jpg" alt="" width="400" height="216" /></p>
<p><img class="alignleft" title="Haddon Sundblom ve Coca Cola" src="http://www.divshare.com/img/midsize/10015390-a80.jpg" alt="" width="280" height="400" /> <img class="aligncenter" title="Haddon Sundblom ve Coca Cola" src="http://www.divshare.com/img/midsize/10015391-41a.jpg" alt="" width="280" height="400" /></p>
<p><img class="aligncenter" title="Handdon Sundblom ve Coca Cola" src="http://www.divshare.com/img/midsize/10015387-c69.jpg" alt="" width="280" height="400" /></p>
<p>Kaynaklar :</p>
<p>( 1 ) Orhan Hançerlioğlu , <em>Dünya İnançları Sözlüğü</em> , Remzi Yay. Eylül 1993,2.Basım</p>
<p>( 2 ) Kudret Emiroğlu , <em>Gündelik Hayatımızın Tarihi</em> ,Dost Yayınları</p>
<p>( 3 ) Kudret emiroğlu , A.g.e.</p>
<p>( 4 ) Kudret Emiroğlu , A.g.e.</p>
<p>( 5 ) Kudret emiroğlu , A.g.e.</p>
<p>( 6 ) <em>Cahillikler Kitabı ,Bilmediklerimiz ve Yanlış Bildiklerimiz </em>, ÇEv. Cihan Aslı Filiz ve Emre Ergüven , NTV Yay. Ağustos 2008</p>
<p>( 7 ) A.g.e.</p>
<p>( 8 ) <span style="color: #000000;">NTV Tarih Dergisi , <em>Y.Emre Gürbüz</em>,<em><strong>Hollandalı Sinterklaas</strong></em>, Ocak 2010,sayı 12,s.64</span></p>
<p><img class="aligncenter" src="http://www.divshare.com/img/10002455-8fa.jpg" alt="" width="439" height="273" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webdetarih.com/?feed=rss2&amp;p=76</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hoşgeldin 2010</title>
		<link>http://www.webdetarih.com/?p=71</link>
		<comments>http://www.webdetarih.com/?p=71#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 20:05:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam-Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[christmas]]></category>
		<category><![CDATA[noel]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webdetarih.com/?p=71</guid>
		<description><![CDATA[Modern yılbaşı kutlamalarının zaman ve biçim olarak şehirlere girip bütün toplumsal katmanlarda yaygınlaşması Fransa ve Amerika kaynaklıdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="Yılbaşı" src="http://www.divshare.com/img/10001472-4ba.jpg" alt="İyi yıllar " width="400" height="300" /></p>
<p>Webdetarih ailesi olarak bütün okuyucularımızın yeni yılını kutlar, ülkemize ve sizlere sağlık, mutluluk ve esenlikler dileriz.</p>
<p>Saygılarımızla.</p>
<p>Hayvancı Orta Asya toplumlarında koyun ve at sürülerine y ı l kökünden <span style="color: #0000ff;"><em>y ı l k ı</em></span> denmesi, aynı kökten yılsğ sözcüğünün servet anlamına gelmesi , yıl sonunda doğan yavruların serveti oluşturduğunu ve zamanın döngüsel olarak anlaşıldığını ortaya koyar. Germenlerde de yıl ve bolluk tek sözcükler , <em><span style="color: #0000ff;">ar</span></em> olarak ifade edilirdi.</p>
<p>Bilinen en eski yılbaşı törenleri , Babillilerin Mart ayının sonlarında kutladıkları ve on bir gün süren bahar bayramlarıdır ve yılbaşıyla aynı gün başlar. . Romalılar da yılbaşı olarak baharın balangıcı kabul ettikleri Martın 25 &#8216;ini benimsemişlerdi. Roma imparator ve üst düzey görevlileri görev sürelerini uzatmak için takvimle o kdar oynadılar ki , MÖ 153 yılında Roma senatosu takvimi yeniden düzenlemek zorunda kaldı ve yılbaşını 1 Ocak &#8216;a aldı. Takvimde bundan sonra yapılan düzenlemeleri düzeltmek için MÖ 46 yılında Julius Caesar bu yılı 445 güne uzatarak yılbaşını tekrar 1 Ocak &#8216;a getirdi.</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.divshare.com/img/10001691-383.jpg" alt="" width="423" height="284" />Hıristiyanlığın yayılıp güçlenmesiyle Roma İmparatorluğu&#8217;ndaki yılbaşı kutlamalarına karşı Katolik Kilisesi kendi kutlama anlayışını getirmek istedi, 1 Ocak &#8216;ı İsa&#8217;nın sünnet günü olarak kabul etti. Ancak ortaçağda yılbaşı İngiltere&#8217;de 25 Mart&#8217;ta , Fransa astronomik olarak 22 MArt&#8217;la 25 Nisan tarihleri arasına rastlayan PAskalya Yortusu&#8217;nda , İtalya&#8217;da 15 Aralık &#8216;ta , İber Yarımadsı&#8217;nda ise 1 Ocak &#8216;ta kutlanıyordu.</p>
<p>Amerika&#8217;da Iroquois Kızılderilileri yeni yıl arefesini , maskeler ve değişik kıyafetler içinde her şeyin kırılıp döküldüğü tam bir zamanın alt üst edilmesi örneği olarak kutluyorlardı.</p>
<p>25 Aralık &#8216;ta İsa&#8217;nın doğum günü olarak kutlanan Christmas veya Noel günü, Kilise&#8217;nin , İsa&#8217;nın doğum gününün kutlanmasına karşı olması karşın , pagan Roma&#8217;da tarım tanrısı Saturnus ve Hıristiyanlığa karşı ciddi bir rakip haline gelen Mitracılığın güneş tanrısı Mitra&#8217;nın doğum günü kutlamalarına baskın çıkma gayretiyle benimsediği bir gün olarak ortaya çıkmaktadır.  337 yılında İmparator Constantinus &#8216;un vaftiz edilip Hıristiyanlığı devlet dini yapmasından sonra 25 Aralık kutlamaları devamlılık kazanmış ve 354 yılında Roma piskoposu Liberius&#8217;un İsa&#8217;nın doğum günü nün kutlanabileceği kararıyla resmileşmiştir.</p>
<p>Yılbaşı kutlamaları laikleştikçe, yüzyıllardır çeşitli geleneklerin birleşimiyle Noel törenlerinin parçası haline gemiş âdetler de yılbaşı âdetlerine dönüşmüştür.</p>
<p>Modern yılbaşı kutlamalarının zaman ve biçim olarak şehirlere girip bütün toplumsal katmanlarda yaygınlaşması Fransa ve Amerika kaynaklıdır.</p>
<p><span style="color: #ff0000;">Kaynak :</span> <span style="color: #0000ff;"><span style="text-decoration: underline;"><em>Kudret Emiroğlu , Gündelik hayatımızın Tarihi , Dost Yay. , 2002,Üçüncü Baskı </em></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webdetarih.com/?feed=rss2&amp;p=71</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yılbaşı Ağacı</title>
		<link>http://www.webdetarih.com/?p=64</link>
		<comments>http://www.webdetarih.com/?p=64#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 18:50:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yaşam-Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[çam ağacı]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yılbaşı ağacı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webdetarih.com/?p=64</guid>
		<description><![CDATA[Geleneğe göre İngiliz keşiş ve misyoner St. Boniface Alman Druidleri meşe ağacının kutsal olmadığında ikna etmeye çalışırken böyle bir ağacı devirmiş ve düşen ağaç bir çam fidesi dışında her şeyi ezmiştir]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="yılbaşı ağacı " src="http://www.divshare.com/img/10001286-f7d.jpg" alt="" width="390" height="308" /></p>
<h3>Merhaba ,</h3>
<h3>Ülkemizde yeni yıl kutlamalarında da artık çam ağacı süslenir oldu. Bu geleneğin nereden geldiğini acaba ülkemiz insanı biliyor mu ?</h3>
<h4>Geleneğe göre İngiliz keşiş ve misyoner St. Boniface Alman Druidleri meşe ağacının kutsal olmadığında ikna etmeye çalışırken böyle bir ağacı devirmiş ve düşen ağaç bir çam fidesi dışında her şeyi ezmiştir. Paganları Hıristiyanlaştırmaya çalışan keşiş bunu mucize olarak yorumlayıp fidenin Çocuk İsa olarak tanımlanabileceğini söylemiştir. Bundan sonra Almanya&#8217;da Noel kutlamalarında çam fideleri bulundurmak gelenekselleşmiştir.</h4>
<p>16. yüzyıldan itibaren Almanya&#8217;da çamların kullanıldığı ve renkli kâğıtlardan yapma güllerle , elma, bisküvi,şeker ve yaldızla süslendiği ise tarihsel bir bilgidir. Çam ağacına ilk kandil yerleştirenin ise Protestan Reformunun önderi Martin Luther olduğuna inanılmaktadır.</p>
<p>Çam ağacı geleneği İngiltere&#8217;de , Alman bir dükün oğlu olan Albert&#8217;in İngiltere kraliçesi Victoria ile 1840 &#8216;da evlenmesiyle başlamıştır.</p>
<p>Yılbaşı ağacının pagan Anadolu kökenli olduğu ileri sürülmüştür. 6 Ocak gününün Kybele ( Bereket Tanrıçası ) ve Attis günü olarak kutlandığı ve bugünlerde ağaç süslendiği bilinmektedir. Ağaç kültü Türkmenlerde ve Alevilerde çok kuvvetli olduğu gibi , seyirlik oyunlarda, evlenme ve sünnet düğünlerinde alayın önünde yürütlen , insan, hayvanresimleri, meyve,çiçek ,değerli taşlar ,sırma ve tellerle süslü &#8216; nahıl &#8216; adı verilen ağaç ta bu külte bağlanabilir.. Arapça  n a h l hurma ağacı demektir. Bugün yalnızca köy toplumunda sınırlı bir alanda kalan nahıllar Osmanlı zamanında devlet katında rağbet görmekteydi. 30-35 arşın yüksekliğinde 200 kişinin taşıdığı nahılların yapıldığı bilinmektedir. İbrahim Paşa &#8216;nın ünlü düğününde biri 60 öteki 46 bin mumla süslenmiş ve diğer süsleri takılmış iki nahıl yürütülmüştü. IV. Murat zamanında İStanbul&#8217;da 4 dükkânda 55 nahılcı çalışmaktaydı.</p>
<p><em><span style="color: #ff0000;">Kaynak :</span> <span style="color: #3366ff;">Kudret Emiroğlu , Gündelik Hayatımızın Tarihi, Dost Yay. 2001</span></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webdetarih.com/?feed=rss2&amp;p=64</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortaçağ&#8217;da Evlenme Nasıl Olurdu ?</title>
		<link>http://www.webdetarih.com/?p=55</link>
		<comments>http://www.webdetarih.com/?p=55#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Dec 2009 20:09:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ortaçağ tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[kilise]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webdetarih.com/?p=55</guid>
		<description><![CDATA[Nasıl bizde iki bayram arasında evlenmek, geleneklere uygun düşmezse, Ortaçağ &#8216;da , Katolik kilisesinin etkisi altında bulunan ülkelerde de yılın belli dönemlerinde evlenmeyi engelleyen yasaklar vardı. Zaten, evlenmeye kalkışan kimse, karşısında her şeyden önce kiliseyi bulurdu. Söz kesiminde de, nişanda da, nikâhta da ! Hele eşinden ayrılmayı kafasından geçirmeye görsün : kilise yine karşısına dikilir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-56" title="Kilise ve Evlilik" src="http://www.webdetarih.com/wp-content/uploads/2009/12/iStock_000010160990XSmall.jpg" alt="Kilise ve Evlilik" width="426" height="282" />Nasıl bizde iki bayram arasında evlenmek, geleneklere uygun düşmezse, Ortaçağ &#8216;da , Katolik kilisesinin etkisi altında bulunan ülkelerde de yılın belli dönemlerinde evlenmeyi engelleyen yasaklar vardı. Zaten, evlenmeye kalkışan kimse, karşısında her şeyden önce kiliseyi bulurdu. Söz kesiminde de, nişanda da, nikâhta da ! Hele eşinden ayrılmayı kafasından geçirmeye görsün : kilise yine karşısına dikilir , böyle bir girişimde bulunduğu için ona dünyayı dar ederdi.</p>
<p>Erkeklerin ondört, kız çocuklarının da oniki yaşından küçük, evlenmelerini yasaklayan, yine kiliseydi. Papazlar sorup soruştururlar, eğer bir bit yeniği olduğunu sezerlerse, o evliliğin gerçekleşmesine asla izin vermezlerdi. İzin verilmeyen evlilliklerin başında da , para karşılığı yapılaran evlilikler gelirdi. Ne var ki, babalar, kızlarını, evlendirmek için zengin drahoma hazırlamak zorundalardı.</p>
<p>evlenme töreleri, genellikle bugünkülerle hemen hemen aynıydı. Önce kızın ailesiyle söz kesilir, arkasından nişan yapılır sonra da nikâh kıyılırdı. Tabii hepsi de papazların kontrolü altında&#8230;</p>
<p><img class="alignleft size-medium wp-image-62" title="evlilik" src="http://www.webdetarih.com/wp-content/uploads/2009/12/iStock_000002244079XSmall-300x187.jpg" alt="evlilik" width="300" height="187" />Düğün sahipleri zenginse, birkaç domuz kesilir, kilerde ne varsa çıkartılıp tencerelere konur, mahzenden şarap fiçıları açılırdı. Ev sahibinin kudretine göre, tavuklar, kazlar kesilir, kadınlar kolları sıvayarak düğün ziyafetinde sunulacak yemeklerin hazırlığına girişilirdi.</p>
<p>Hepsi hoş, hepsi güzeldi de, düğünden kısa bir süre sonra genç evliler arasnıda ufaktan ufağa sürtüşmeler, münakaşalar, sonra da kavgalar başlamakta gecikmezdi. XV. Yüzyıl &#8216;da yazılmış bir Fransız kitabında aynen şu satırlara rastlanır :</p>
<p><strong>&#8221; &#8230; Bir evde , tahammül edilmesi imkânsız üç şey vardır : Ocaktan içeriye yayılan duman, ahırdan gelip mutfağa üşüşen sinekler ve öfkeli bir kadın . &#8220;</strong></p>
<p>Kitapta daha ilgi çekici satırlara da rastlanıyor. Örneğin <strong>&#8221; Evli bir kadın, duvar saatine benzer. Hiç sesi kesilmediği yetmiyormuş gibi saat başlarında da bağırır , durur ! &#8220;</strong></p>
<p>Aynı kitapta yer yer eğlendirici, ama çoğu zaman ibret verici satırlar da var :<strong> &#8221; Delikanlıyken neşeli olan, türkü söyleyen, giyimine dikkat eden saçını tarayan gençler, evlendikten sonra tanınmaz hale gelir. Elbisesi sökük, ayakkabıları çamur içindedir. İçinden saçlarını taramak gelmez, üstelik bir karış sakalla dolaşır. Karısına söz söylemek ne haddine ! Evinden kaçar, içinden dükkânından ya da tarlasından evine dönmek gelmez. Bir kadın, kocasına işkence etmek için bin türlü çare bulur. Hiçbir şey bulamazsa, aynı sözü on kere söyler ki, bu da insanı çileden çıkartmaya yeter. Adamcağız şarap mı içmek istiyor ? Bardağına kiraz rakısı doldurur. Adamcağız, yorgun argın geldiğinde, şöyle bir kestirerek şekerleme mi yapmak istiyor ? Yeni elbiseler alması için zavallıyı sıkıştırır durur. Kavga çıktığı zaman dakomşu evine kaçan, mahalleyi gürültüye boğan yine kadın olur. &#8221; </strong></p>
<p>Öte yandan Türk toplumu, islamiyet&#8217;in etkisi altında olduğu için, evlenme ve boşanma, Şeriat hükümlerine göre yapılırdı. Birden çok kadınla evlenme esası, erkeklere isterse dört kadınla birden evlenme olanağını sağlıyordu. Selçuklu toplumunda öteki İslam toplumlarında olduğu gibi cariye ile de evlenmek âdeti vardı.</p>
<p>Bir kadını nikâhı altına almak isteyen erkeğin onun ailesine bugün birçok yerde olduğu gibi, &#8221; Başlık &#8221; adı altında bir para vermesi gerekiyordu ki, yeni açılan ev için birçok ihtiyaçlar karşılanabilsin. Bazı hallerde bu 50.000 dinara kadar yükselebiliyordu.</p>
<p>Evlilik çağına gelmiş kızlar da giyim, mutfak eşyası ve ev öteberisi olarak çeyiz hazırlamak zorundaydı. Kimsesiz ya da fakir kızların çeyizlerinin hazırlanmasında konu, komşu yardım eder , bulup buluşturulup çeyizin hazırlanmasına çalışılırdı. Boşanmaya gelince, şeriat hükümlerine göre koca arzu ettiği zaman karısını boşayabilirdi. Kadınsa onun boşanma talep etmeye hakkı yoktu. Kadının şu ya da bu nedenle eşinden ayrılmak hakkını elde etmesi , ancak yüzyıllar sonra gerçekleşebilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webdetarih.com/?feed=rss2&amp;p=55</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özlemle Arıyoruz</title>
		<link>http://www.webdetarih.com/?p=43</link>
		<comments>http://www.webdetarih.com/?p=43#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 17:57:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[10 Kasım]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[konuşma metni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webdetarih.com/?p=43</guid>
		<description><![CDATA[Webdetarih ailesi olarak bilinen bir sözle yazımıza başlamak isteriz  : Önemli olan sizin  Tanrıya inanıp inanmamanız değil , Tanrı&#8217;nın size  inanıp inanmadığıdır. Siz de takdir edip sonuç çıkartırsınız ki  ,  Allah , Mustafa Kemal&#8217;e ve Türk Milleti&#8217;ne inanmış , ve bu millete tek dişi kalmış canavar olan emperyalist , batıcı , sömürgeciye karşı muzaffer olma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" title="Özlem içindeyiz..Neredesin ?" src="http://www.divshare.com/img/midsize/9272679-7a9.gif" alt="" width="400" height="219" />Webdetarih ailesi olarak bilinen bir sözle yazımıza başlamak isteriz  : Önemli olan sizin  Tanrıya inanıp inanmamanız değil , Tanrı&#8217;nın size  inanıp inanmadığıdır. Siz de takdir edip sonuç çıkartırsınız ki  ,  Allah , Mustafa Kemal&#8217;e ve Türk Milleti&#8217;ne inanmış , ve bu millete tek dişi kalmış canavar olan emperyalist , batıcı , sömürgeciye karşı muzaffer olma gücünü armağan etmiştir.</p>
<p>Değerli webdetarih okuyucuları ,</p>
<p>Bazı insanlar vardır, girdikleri mekânı aydınlatırlar ve size hayat verirler. Bazı insanlar vardır onlarsa ülkelerinin geleceklerine yön verirler. Her iki durumda da bizlere hayat veren bu güzellikteki insanların yokluklarını  özlersiniz. Bu özlenen insanlardan birisi de Mustafa Kemal Atatürk’tür. O , bu ülkeye &#8221; Bağımsızlık benim karakterimdir ! &#8221; diyerek varlığını Türk Milleti&#8217;nin varlığı ile bütünleştirmiş idi  ;  yeni bir vatan , yeni bir ekonomi ,içte ve dışta hürriyetperver güçlü bir Türkiye &#8216;yi kurmayı başarmış dünyada ender görülen yeniden  inşa edici , nitelikli ve farklı özelliklere sahip özel bir insandı. Bu gün Sevgili Atamızın aramızdan ebediyete intikal edişinin 71. yıldönümünde milleti adına derin hüzün içindeyiz.</p>
<p>İçinde yaşadığımız bu kaos dolu küresel dünyada ulus devletler aleyhine genişleyen bir yapılanma ile karşı karşıyayız. 1990 sonrası Sovyetler Birliği&#8217;nin yıkılmasından sonra gezegenimiz yeniden şekillenmeye , ortaya çıkan boşluklara yerleşmeye çalışan ulus ötesi şirketler ve onların hempaları askerî ve idarî mekanizmaları ile ULUS devletleri baskı altına almaya başlamıştır. İçeride ve dışarıda Üniter , Bağımsız Cumhuriyet Türkiyesi&#8217;ne karşı oluşturulmaya çalışılan Neo Osmanlı çığlıkları ,  ulus devletleri tasfiye süreci içine sokan hamlelerini pervasızca sergilemektedir. . Yaşanan gelişmeler ışığında   , Mustafa Kemal Atatürk&#8217;ün İstiklâl Harbi sonrası giriştiği çağdaşlaşma hamlesini yarıda bırakmak isteyen emperyalist güçlere karşı bu gün hepimiz burada Mustafa Kemal Atatürk &#8216;ümüzü bir kez daha saygıyla anmak , o&#8217;nun yanında olduğumuzu söylemek istiyoruz.</p>
<p>Askerlikte bir kural vardır : Bir yere ne kadar çok yığınak yaparsanız yapın , yine de az gelecektir.  bu vatanın her bir evlâdı , YURTTAŞ &#8211; VATANDAŞ olma bilincine erişmiş her bir ruhu &#8221; hattı müdafaa yoktur , sathı müdafaa vardır . O satıh bütün vatandır &#8221; şiarına uygun olarak  saflarını Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin  &#8221; ilelebet payidar kalması için &#8221; belirginleştirmesi ,  acilen sıklaştırması gerekmektedir.</p>
<p>Sahne Işıkçıları spotlarını Mustafa Kemal &#8216;in önderliğinde başarılan ve Türk Milleti&#8217;nin kanla , irfanla kurduğu üniter, bağımsız , temeli yüksek Türk kültürüne dayalı cumhuriyetimizin yerine  Tanzimatçı , Islahatçı ,Reformcu ve fakat illâ da Batıcı bir anlayışa mahkûm olmuş bir Türkiye&#8217;yi , Mustafa Kemal Atatürksüz bir Türkiye&#8217;yi ve içi boşaltılmış bir cumhuriyeti yaratmaya çalışmaktadırlar. Bu yüzden vatan çocuklarına <span style="color: #ff0000;">webdetarih </span>ailesi  adına seslenmek isteriz  ki : Sevgili gençler çok çalışınız . Atatürk&#8217;ümüzün de dediği gibi &#8221; Fikri hür, irfanı hür, Vicdanı hür &#8221; nesiller olarak çok gayret ediniz . PArolanız : VATAN , İşaretiniz : NAMUS olsun.</p>
<p>Sevgili Dostlar ,</p>
<p>Ebediyete akıp giden her senede Atatürk &#8216;ü hep özlemle anıyoruz, arıyoruz .  Yaşamaya devam ettikçe , bu gök kubbe altında her nefes alışımızda derin bir özlem içerisinde de olacağız . Vatan devam ettikçe , neslimiz devam ettikçe ant olsun , şart olsun  hep Mustafa Kemalle birlikteyiz.  Şurası unutulmamalıdır ki bu millet , kendisine hizmet edeni hiç bir zaman unutmamış , unutturmamış ve bundan sonra da unutturmayacaktır.</p>
<p>Bu gün 10 Kasım . Sevgili Atamızın aramızdan ayrılışının 71. yıldönümü.  Mustafa Kemal Paşamıza ve bu vatan için  şehit  düşmüş Türk askerlerine   Cumhuriyet öğretmenleri ve Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti&#8217;ne yürekten inanmış tüm vatanperverleri adına  , Allah&#8217;tan rahmet diliyor aziz hatıraları önünde bir kez daha saygıyla eğiliyoruz.</p>
<p>webdetarih.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webdetarih.com/?feed=rss2&amp;p=43</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ortaçağ&#8217;da Cinayet</title>
		<link>http://www.webdetarih.com/?p=17</link>
		<comments>http://www.webdetarih.com/?p=17#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Nov 2009 21:55:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cinayet]]></category>
		<category><![CDATA[Eser Tutel]]></category>
		<category><![CDATA[metelik]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.webdetarih.com/?p=17</guid>
		<description><![CDATA[Nasıl Arabistan’da , hırsızlık yapanın eli kesiliyorsa, Ortaçağda da, Franklar arasında, canileri, katilleri işledikleri suçları satın alarak idamdan, işkenceden kurtaran özel yasalar vardı&#8230;
&#8230;
Tarihe olan ilgi arttıkça yaşamın her alanı tarih periskobunun menziline giriyor .  Sinema cinayet , ölüm , işkence gibi insan ruhunun karanlık noktalarını büyük bir görselliğe dökerken zihinlerimizde korku imparatorluğu yerini çoktan aldı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h3><img class="size-full wp-image-37 alignleft" title="ortacag" src="http://www.webdetarih.com/wp-content/uploads/2009/11/ortacag.jpg" alt="ortacag" width="255" height="382" />Nasıl Arabistan’da , hırsızlık yapanın eli kesiliyorsa, Ortaçağda da, Franklar arasında, canileri, katilleri işledikleri suçları satın alarak idamdan, işkenceden kurtaran özel yasalar vardı&#8230;</h3>
<h3>&#8230;</h3>
<address><span id="more-17"></span>Tarihe olan ilgi arttıkça yaşamın her alanı tarih periskobunun menziline giriyor .  Sinema cinayet , ölüm , işkence gibi insan ruhunun karanlık noktalarını büyük bir görselliğe dökerken zihinlerimizde korku imparatorluğu yerini çoktan aldı bile. Acaba bu işin tarih yazımı noktasında geldiği yer neresi ?  Cinayetin tarihi yazılabilir mi ? Bu gün Türkiye kitap dünyasında cinayete dair yazılanlar yok denecek kadar az . Ufak bir araştırma yapıldığında bulabildiğimiz tek kitap galiba Franck Collard &#8216;ın yazdığı  Yeditepe yayınevince yayımlanan &#8220;Ortaçağ&#8217;da Zehir ve Cinayet &#8221; adlı kitap olsa gerek. Eğer ki gözden bir şey kaçırmışsak Tarihin kırbacı üzerimizde şaklasın . <span style="color: #ff0000;"> </span><a style="text-decoration: underline; color: #cc5616;" href="/yazar_sayfa.asp?kisiID=31102"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: 12px; font-weight: bold; color: #a57a28;"><span style="color: #000000;"> </span></span></a></address>
<address> </address>
<address>&#8230;<br />
</address>
<address> </address>
<address> </address>
<div class="wp-caption alignright" style="width: 180px"><a href="http://www.divshare.com/img/9151736-b6f.jpg" class="lightview" rel="gallery[17]" rel="thumbnail" title="Eser Tutel"><img title="Eser Tutel" src="http://www.divshare.com/img/9151736-b6f.jpg" alt="Eser Tutel" width="170" height="140" /></a><p class="wp-caption-text">Eser Tutel</p></div>
<p>Bu konu ile ilgili ilk çalışmayı galiba 1979 yılında Eser Tutel adlı tarihe gönül vermiş yazarımız  yapmış. Türkiye ne yazık ki bu güzide yazarımızı <a href="http://www.tumgazeteler.com/?a=2648946" target="_blank">21 Mart 2008 </a>tarihinde kaybetti. Rahmetli Eser Tutel Beyefendi&#8217;nin vücuda getirdiği çalışmalar <a href="http://www.iletisim.com.tr/kişi/eser-tutel-240.aspx " target="_blank">http://www.iletisim.com.tr/kişi/eser-tutel-240.aspx </a>adresinde mevcuttur. Eser Bey gemicilik ve deniz hakkında araştırma yapmış ve Türk milletine denizi , vapurları sevdirmiştir. Bu gün deniz , martılar , simit ve o vapurların mavilikler içinde süzülmelerine bir manâ yükleyebiliyorsak Eser Tutel Beyefendi&#8217;nin o güzelim çabaları sayesindedir. Mekânı cennet olsun diyerek bu küçük blogtan kendisini yâd edelim.</p>
<h3>Gelelim söz konusu yazıya : <span style="text-decoration: underline;">Ortaçağ&#8217;da Cinayet Tarifeleri</span></h3>
<p><strong>Kaynak </strong>: <span style="color: #ff0000;">Yıllarboyu Tarih, yıl 2, sayı: 4, cilt 2,Nisan 1979 , sayfa 45</span></p>
<p>Ortaçağ da, Franklar arasında, suç işleyenlerin, suçun büyüklüğüne göre para ödeyerek, cezadan kurtulmalarını sağlayan bir sistem yaygın hale gelmişti. Ödenen para, ayrıca zarar gören kimsenin önemine göre de değişiyordu. “ Metelik “ diyebileceğimiz para birimi, aslında hiç de azımsanacak bir miktar değildi, çünkü altın para esası üzerineydi. Bu “ metelik” lerin üç tanesiyle bir inek ya da kısrak satın alınabilirdi.</p>
<p>Bakın, bu ödeme sisteminin ne gibi incelikleri, ne gibi kuralları vardı : bir Barbar’ın değeri , bir Romalı’nın iki katıydı. Bir toprak sahibini öldürenin ödeyeceği para, bir kâhya için ödenenden iki kat fazlaydı. Bir domuz çobanını öldüren 30 metelik ödemeye mecburdu, eğer ölen iyi bir köleyse bu miktar 60 metelik”e çıkıyor, hele bu kölenin elinden kuyumculuk gibi ince işler geliyorsa, miktar 150 “ metelik” e yükseliyordu.</p>
<p>Soylu birini öldüren ise cezadan kurtulması için 1000 “metelik “ e yakın bir serveti ödemek zorundaydı. Örneğin, bir papazı… Kralın yakınlarından birinin canına kıyanlar ise 1800 “ metelik “ veremezlerse, başlarına geleceklerin korkusuyla ölüp giderlerdi. 1800 “ metelik” le yüzlerce başlık bir inek sürüsü satın almak mümkündü ki, bu kadar para pek az kimsede vardı.</p>
<p>Yalnız krallar tarife dışı tutulmuştu, kral öldürmeyi kafasına koyanların peşinen öldürülmeyi göze almaları gerekiyordu.</p>
<p>Yürürlükteki sisteme göre, bu cezalardan indirimler de yapılabiliyordu. Suçunu gizleyenler, büsbütün affedilmiyorsa da, ödeyecekleri paranın bir kısmından kurtulabiliyordu. Öldürdüğü adamı yolun ortasına, herkesin göreceği şekilde bırakmayıp da kuyuya atarak ya da üstünü çalı çırpı ile örterek gizlemeye çalışanların ise vay haline.</p>
<p>Kadınlar ve çocuklar, özel bir şekilde korunuyordu. Evli bir kadın, kendi isteğiyle olsa bile, kaçırılmışsa kocasına sanki öldürülmüşçesine bir cezanın ödenmesini gerektiriyordu. Bir kadının eline, ya da koluna bile dokunmak, 15 “ metelik “ ten başlayıp 35 “ metelik” e varan bir cezaya ol açıyordu.</p>
<p>Bir kadının ırzına geçilmişse, bunun cezası 200 “ metelik”ti. Eğer olaydan zarar gören kimse çocuk denecek kadar genç ya da birkaç çocuk dünyaya getirmiş sağlıklı ve doğurgan bir kadınsa ceza birden üç misline çıkartılıyordu. Kadın hamileyse dört mislini bulurdu. Ama bir de bunun tersi vardı ki, onu burada belirtmekte yarar var : Bir kadın bir yabancıyla ilişki kurduğu takdirde ölüm cezasına hak kazanır, bir köleyle evlenirse de bütün korunma haklarını kaybederdi. Bu durumda bağlı bulunduğu klan, ona ölüme kadar varabilecek şekilde ağır ceza , değişmezdi : Tekerleğe bağlanıp gerilmek.</p>
<p>Kavgalarda , istemeyerek karşısındakinin vücuduna zarar verenlerin de kurtulmalarını sağlayan özel bir ceza tarifesi vardı : Bakın, bu konuyla ilgili yasanın 22. Maddesinde neler yazıyor :</p>
<p>“ eğer biri, bir başkasının elini ya da ayağını keser, bir gözünü çıkartır, burnunu ya da kulağını kopartırsa, altın olmak şartıyla 100 “ metelik “ ödeyecektir. Eğer el büsbütün kopartılmışsa 60 “ metelik “ cezayı gerektirir. “</p>
<p>“ Eğer biri bir başkasının elinin, ya ayağının başparmağını kopartırsa, 45 “ metelik” ceza öder. Kopartılan parmak başparmak değil de ikinci parmaksa, bu parmakla ok atmak için yayı geremeyeceği için verilecek ceza 35 “ metelik “ tir. Üçüncü parmak 15, dördüncüsü 9 , küçük parmak da 15 “meteliklik” bir ceza gerektirir. Eğer bir, bir başkasının konuşmasını engelleyecek şekilde dilini kesmişse, 100 “metelik” ceza ödemesi istenir. “</p>
<p>Küfretmenin de kendine özgü bir tarifesi vardı Franklar arasında. Biri özgür birini, “ tavşan “ ya da “ tilki”likle suçlamışsa, bu iki kelime, “ alçak” , “ hilekâr” anlamlarına geldiği için  6 “ metelik “ ödemesi gerekti.</p>
<p>Aynı ceza sistemi, tarla anlaşmazlıklar için de geçerliydi. Bir başkasının tarlasından arabasını yada buğday ekili arazisinden sürüsünü geçirenler yol açtıkları zarar nisbetinde ceza verirlerdi. Av köpeklerini ya da avcılıkta kullanılan atmaca ve benzeri gibi kuşları çalanlar, bu hırsızlıklarını parayla öderlerdi. Hele geyikleri çalan ya da öldürenler, bu suçlarının cezasından kurtulabilmek için keselerinin ağzını açmak zorunda bırakılırlardı.</p>
<p>Nasıl ? Aynı suçlar bugün de parayla ödenecek olsa, acaba böylesine yüksek tazminatlar alınabilir mi dersiniz ?&#8230;</p>
<p><a style="text-decoration: underline; color: #cc5616;" href="/yazar_sayfa.asp?kisiID=31102"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif; font-size: 12px; font-weight: bold; color: #a57a28;"> </span></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.webdetarih.com/?feed=rss2&amp;p=17</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
